ÇATI - BAFA BULUŞMASI [ 2005 ]


ÇATI Çağdaş Dans ve Bağımsız Dans Sanatçıları Derneği, 2006 Eylül ayında Bafa Gölünün kıyısındaki Kapıkırı-Heraklia- Köyünde bir buluşma gerçekleştirdi. Derneğin ve daha da öncesinde kurulan Çatı Dans Stüdyosunun kurucularının yanı sıra bu birlikteliğe bedensel ve zihinsel olarak katkıda bulunmak üzere orada varolmaya hazır olduğunu hisseden katılımcılar çalışmayı yürüttüler. Ayrıca Bodrum Belediyesi, ASK (Avrasya Sanat Kollektifi), TRT Belgesel Daire Başkanlığı, Bodrum Marmara Koleji, Bodrum Doğa Sporları Klübü, Zeybek Pansiyon ve Kapıkırı Köyü Muhtarlığı da manen veya araç gereç sağlayarak destekde bulundular. Çıkış noktası basitçe; ÇATI'nın İstanbuldaki stüdyosu ve çevresinin; tamamen farklı, kendine ait, ÇATI'yı hiç duymamış ve doğal olarak da umursamamış bir çevreyle karşılaşmasını, buluşmasını ele almaktı. Yöntemin nasıl olacağı da önceden planlanmamıştı. Bunun yanısıra belirli bir disiplin ve yoğunlukta ÇATI'yı çalışmanın merkezi olarak ele almakta herkes hemfikirdi. Böylece daha ilk günden ortak bir payda üzerinde düşünme ve tartışma zemini şekillenmeye başladı.

Bafa Gölünün dinginliği, tavuklar, inekler, eşekler, göçmen kuşlar, otsinekleri, köpekler (özellikle çalışmaya katılan Canko, Rocky ve Karabaş), kayalar, zeytin ağaçları ve tabii köyün sıcak insanları ile oldukça zengin bir yerleşim olan Kapıkırı Tarihöncesi Dönem, Batı Hitit, Karya, Doğu Roma, Bizans, Menteşe Beyliği, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Türkiyesinden yerleşim kalıntıları ile örülüydü. Aslında belki de bu çalışma ÇATInın da orada zaten yer alan tüm bunların yanında nasıl varolabileceği ile ilgiliydi. İstanbuldan Kapıkırına bir haftalık küçük bir tersine göç de denilebilir.

İlk gün; Zeybek pansiyona yerleşildikten sonra; etrafı tanımaya, oralılarla ve orayla tanışmaya ayrıldı. Ayrıca bazı çalışmaların yapılabileceği kapalı bir mekan olarak önceden düşünülen eski ilkokul binası temizlendi. Aslında buranın boyanması da çalışmanın bir parçasıydı fakat ÇATI'nın İstanbul'daki stüdyosunda da karşılaştığı tamirat isteyen bir çatı sorunuyla burada da karşılaşıldı. Bu nedenle Bodrum Marmara Kolejinin bağışladığı boyalar başka bir ihtiyaç için veya bu mekanda eğer çatının onarımı için anıtlar kurulundan izin alınabilirse, ileride kullanılmak üzere muhtara teslim edildi. Bölgenin sit alanı olması nedeniyle en ufak bir tamirat için bile izin gerekiyordu.

Her sabah 8'de kahvaltı ve katılanlardan isteyen bir kişinin yönettiği, yaklaşık bir saat süren; bazen bir ağaç altında, inek dışkılarıyla haşır neşir olarak bazen gölün kenarında ve hatta içinde yapılan denemelerle günün ilk buluşması gerçekleşiyordu. Peşinden öğle yemeğine kadar “burada başka neler yapılabilir” diye düşünmek, çalışmak ya da düşünmemek ve çalışmamak üzere serbest zaman geçiriliyor; yemekten sonra da masa başında hergün belli bir konunun ele alınmasıyla bir çeşit sohbet toplantısı gerçekleştiriliyordu. Burada ilk gün işlenen konu tabii ki ÇATI idi. ÇATI'nın nasıl oluştuğu, yeri, duruşu; geleneksellik, yerellik ve aidiyet kavramlarıyla olan ilişkisi tartışmaya açıldı. İkinci gün ÇATI'nın içinde olduğu ya da tasarladığı projelerden söz açıldı. Bir başka öğlen toplantısında tamamen farklı bir konu olan belgesel ve kurmaca üzerine konuşulurken, bir diğerinde ÇATI üyelerinin halen yürüttüğü projeler masaya getirildi.

Bu buluşmanın yurt içi ve yurt dışından gelip giden ziyaretçileri de oldu. Kimisi kendi benzer çalışmalarını katılımcılara tarif ederken, bazıları da oradaki bedensel çalışmalara katıldı ya da sadece seyretti.

Tabii sıcak Kapıkırılılarla; kadınlarla, yaşlılarla, çocuklarla yapılan sohbetler ve dokunuşlar, çalışma dinamiğinin hem içinde hem dışında olabilmeye de olanak sağlıyordu. Özellikle köydeki kadınların el işleri yaparak köyün geçimini sağlamaya çalışması ve burada oluşan bu küçük pazarın kendi aralarında ne kadar hararetli olduğunu görmek ve özellikle kadınların geliştirdikleri özel dil, birbirleriyle olan satış yarışı ve çatışmalar bir taraftan oldukça seyre değer ve şaşırtıcı, bir taraftan da düşündürücüydü. Türkiye'nin pek çok yerinde rastlanılabileceği gibi bazı erkekler vakitlerinin çoğunu kahvede birbirlerini seyrederek geçiriyor; kadınlar geçimin gizli kaynağı oluyordu. Tabii bu tip seyirler doğal olarak tek yönlü değil, köylülerin bakışıyla ÇATI grubuna doğru da gerçekleşiyordu. Şunu belirtmek gerekir ki bu buluşmada sosyal alan çalışması veya bu türeden araştırma amacı da hiçbir zaman güdülmemişti.

Seyrin yöneldiği bir başka yön daha vardı. Sözü geçen, eskiden ilkokul olan ama şimdi kütüphane olarak kullanılan Cumhuriyet dönemi mimarisi yapının önündeki büyük açıklıkta TRT ve Bodrum Belediyesinin olanaklarıyla köylülere Beşparmak dağları, Bafa Gölü ve çevresi, Latmos yerleşimini konu alan belgeseller gösterildi. Yaklaşık üçyüz kişilik nüfusu olan köyün neredeyse tamamı bu gösterimlere katıldılar ve katılımcılarla birlikte ilgiyle izlediler. Bu gösterimleri ÇATI, bir iki akşam yemeğinden sonra konaklanan Zeybek pansiyonunun bahçesinde kendi içinde de gerçekleştirdi ve böylece üzerinde tartışılabilecek yeni konular da ortaya çıktı.

Beşinci günde gerçekleşen bir diğer buluşma da Bodrum Doğa Sporları Klübünün düzenlediği dağ yürüyüşüne katılıp ve bu yürüyüş esnasında dağların, kayaların arasında verilen bir molada yaklaşık yirmi dakika süren ve tamamen açık doğaçlama biçiminde yapılan bir sunum yaparak gerçekleşti. Herhangi bir ön hazırlığı olmamasına rağmen çevrenin yapısal güçlülüğü ve grubun tanışıklığından gelen uyum sayesinde ortaya çıkan aksiyon, hem tek tek bireyler üzerinden hem de bütün olarak izlenilmeye değer neredeyse bir gösteri haline dönüşüverdi.

Tartışma toplantılarının peşinden yine hergün katılımcıların çevrede hareket veya tasarım anlamında fikirler üretebilmeleri için serbest zamanlar tekrar edildi. Öyle ki bu çalışmaların ürünleri son gün herkesin seçtiği mekanlarda birbirlerine gösterilip, üzerinde fikir alışverişi yapabilmeye kadar gidebildi. Bu fikirlerin nasıl sürdürülebileceği üzerinde konuşuldu.

İstanbula döndükten sonra yapılan toplantıda herkesin ortak kanısı bu tip buluşmaların tekrar etmesi ve biraz daha uzun bir döneme yayılabilmesiydi. Bu toplantıda konuşulanlar aşağıda, değerlendirme başlığı altında Avrasya Sanat Kollektifinden Tijen Savaşkan tarafından kaleme alınmıştır. Orada ufak ufak başlatılan proje fikirlerinin burada da hayata geçirilmesi fikrinde birleşildi. Ve hatta bu sunumların yine grup içinde stüdyoda tekrarlanma tarihi bile planlandı. [ Ömer Uysal ]

KATILIMCILAR VE ZİYARETÇİLER

S. Bülent Aksoy

Madeleine Dort

Françoise Rod

Sevi Algan

Nadi Güler

Tijen Savaşkan

Hasan Aşkın

Erdem Gündüz

Filiz Sızanlı

Lerna Babikyan

Mustafa Kaplan

Aydın Silier

Talin Büyükkürkciyan

İdil Kemer

Ömer Uysal

Cristiano Carpanini

Ayşe Orhon

Karabaş

DEĞERLENDİRME

Avrasya Sanat Kolektifi olarak katıldığımız Çatı-Bafa buluşması oldukça farklı açılımları olan ve yapı itibariyle zengin ve özel bir süreçti. Bu süreç kendi kendini yapılandıran, mekanın verdikleriyle genişleyen ve zaman içinde kalıcılık ve devamlılık fikrini de içinde taşıyan bir bedensel-zihinsel yolculuğun başlangıcı olma yolunda gelişti.

Zaman ve mekan kavramının geldiğimiz ve alıştığımız metropol rutininden farklılığı, tüm katılımcıların ilk andan itibaren farkedebildiği ve kendilerini bazen güçte olsa tamamen sürece bırakma kararıyla dinginlik, yavaşlık, zaman alma ve bedenleri ve zihinleri bu yeni duruma adapte etme ya da sürecin kendiliğindenliğiyle durumun belirleyicisi oldu. Grubun şehirdeki rutininden farklı bir boyutta olması bir yandan aynı mesleki amacı paylaşan bireylerin birbirlerini daha yakından tanıma, bir anlamda arkadaşlık, dostluk ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunurken diğer yandan, herkesin hem grupla hem de birey olarak mekanla ve kendileriyle farklı bir ilişki kurmasına ve bir karşılaşma yaşamasına olanak tanıdı. Bunun karşılığında mekan da içinde barındırdığı tüm zenginlikleri; bozulmamış doğa, tarih, kültür ve orada o anda yaşayan ve bekleyen herşeyiyle çalışmaya katılarak yavaş yavaş varlığını konuklarına açmaya, sunmaya ve paylaşmaya başladı. Öyleki dansçıların yoğun kinestetik enerjisi bu güçlü mekan karşısında bir süre potansiyel enerjiye dönüşerek birikmeye başladı.

Grup üyelerinin ve dışardan zaman zaman gruba katılan herkesin kendine göre bir şeyler bulduğu ve çok özel yaşantılar geçirmesine ve ilişkiler kurmasına olanak veren bu süreç için sanırım başta ‘ÇATI Çağdaş Dans ve Bağımsız Dans Sanatçıları Derneği' başkanı Mustafa'ya ve bu sürecin gerçekleşmesinde emeği geçen ve katılan herkese teşekkür etmek gerekiyor.

Katılımcılardan bazı arkadaşların dönüşte kendilerine göre değerlendirmelerde bulundukları toplantıda kısaca şu düşünceler vardı;

Mustafa, başından beri sezgisel olarak kurgulanmamış, kesin programlardan uzak, geniş ve kendini yapılandıran, hatta neredeyse tatil kavramını da işin içine katan bir süreci benimsediğini söyledi. Durma ve bekleme sonucu insana gelen şeylerden sözederek kendi için bu ihtiyacın eski ilkokul binası, yazma , dille kurgulanan oyunlar, fasulyeler vb. yoluyla çocukluk belleğine doğru bir yolculuğa dönüştüğünü ifade etti. Hergün başka bir arkadaşıyla eski ilkokulda paylaştığı yazma süreci, daha sonra köy okullarının benzer atmosferi , köy enstitüleri deneyimi vb. çağrışımlardan, gelenekten beslenme, mekanı sahiplenme ve burada kalıcı olma fikrine ulaşarak, Bafa'nın düzenli bir atölye ve eğitim mekanı olması, ‘Çatı' yapısına benzer kolektif oluşumlarla birlikte bir çalışma-yaşama alanına dönüşmesine yönelik ciddi bir taslak-proje önerisiyle sözlerini bitirdi.

Filiz ise, sürenin kısalığından bahsederek sürecin en az iki hafta olması gerektiğini söyledikten sonra yalıtılmış bir mekanda farklı bir zaman anlayışıyla ve farklı malzemeyle dingin geçen sürecin, bedenin doğa ve mekanla karşılaşması sonucu özel bir yaşantıdan beslendiğini, bedensel ve zihinsel olarak köyün içine girerek çok farklı deneyimler elde ettiğini, ancak aktarma ile ilgili bir refleksi olmadığını ya da bu araştırmaya yönelik olanların aktarma sürecinin, yani sunumun farklı bir zamanı olabileceğini vurguladı.

Talin , gruba geç katılanlardan olduğu için canlı, hareketli bir çalışma süreci beklentisiyle geldiğini, ancak mekanda ve grupta bulduğu yavaşlık ve dinginlik karşısında önce biraz şaşırdığını ama daha sonra uyum sağlayarak arkadaşlık ilişkileri, doğayla ilişki ve grupla farklı bir bağlamda tekrar çalışıyor olmaktan keyif aldığını ve bunun önemini farkettiğini söyledi. Bireysel olarak ise, köylülerin sorunlarını dinleyerek bir video çalışmasına doğru yönlendiğini belirtti.

Sevi de gruba daha geç katılanlardan olduğu için, yoğun şehir enerjisi ve hız kalıntılarıyla geldiğini, önceleri kafasında hazır projelerin karşılığını bulmak için çabaladığını, ancak karşılaştığı ortamda yavaşlamanın kendisi için uzun zaman aldığını ve sürenin ona kısa geldiğini ifade ederek, en az bir aylık bir sürecin ürün alabilmek için gerekli olduğunu söyledi. Dinginleşince ise, su ile ilişkilendirdiği geçmiş düşüncelerinin ve önceki işlerinin burada bazı karşılıklar bulduğunu, daha doğrusu bunların gerçeğiyle karşılaştığını ancak geliştirmek için biraz daha beklemeye, zaman almaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Ayşe, sürecin kendisine iyi geldiğini, ancak düşüncelerini bütünleştiremediğini sessizlik, dinginlik, rüzgar, dağ ve kaya mezarlarının kendisi için bambaşka bir zihinsel açıklık taşırken, bunları performansa yönelik olarak düşünemediğini sadece kendisinde şimdilik derin izler bıraktığını açıkladı.

Lerna, bir şeylere ulaşmak, elde etmek için hayata zarar verdiğimizi, parçaladığımızı farkettiğini ve kendini doğaya bırakıp ne olacağını görmek istediğini ve böylece beklentilerini de basitleştirdiğini ve kışa girişte bu süreci bir nefes alma gibi gördüğünü söyledi.

Ömer ise, önceleri günlük hazırlanmaların fiziksel olarak tam ısınmadan başladığını ve verimi biraz düşürdüğünü hissettiğini ancak 4-5 günü bir çeşit rehabilitasyon gibi geçirdikten sonra, son iki günün kendisi için çok daha açık olduğunu ifade etti.

İdil de kişisel olarak yoğun bir zihinsel süreç sonrası, daha zorlu bir fiziksel çalışma ve disiplin beklentisiyle geldiğini ancak sonuçta bu zaman alma durumunu gözlemenin bile iyi olabildiğini hissettiğini söyledi.

Genelde Bafa buluşmasının ortak duygusu, tüm grup için her anlamda bir bitiş değil, farklı bir başlangıç olarak algılandığından gelecekle ilgili daha somut önerilerden bahsedildi.

Sürecin son günlerinde, herkesin kendi sunumları ve başladıkları işlerinin? İstanbul'da da bir sunuma dönüştürülmesi ve başkalarıyla da paylaşılması kararından sonra, Bafa'yı bizimle birlikte yaşayan ve Fransa ‘da çağdaş dans festivali organizatörü olan arkadaşımız Cristiano'nun da tüm sürece aktif katılımı sonucu, Bafa'nın yerel ve uluslararası açılımlara uyabilecek özgün yapısının sahiplenilmesi, burada yerel bir güç oluşturulması ve bu deneyimlerin sosyal projelere dönüştürülmesi için daha geniş çaplı bir vizyona doğru somut düşünceler üretilebilmesi dileğiyle toplantı sonlandırıldı.

SK adına Bafa buluşmasının bazı aşamalarına katılmış biri olarak, sürecin en somut ve en sahici halini ‘Latmos' dağının tepelerinde tüm grubun Bafa'daki zaman ve mekandan süzdükleri ve sürecin sonucu biriktirdikleri enerjilerini, bedenlerinden ve zihinlerinden taşırarak ve bunu dışarıdaki katılımcılara da yayarak, doğaçlama olarak oluşturdukları performansın üzerimizdeki etkisinde bulmak mümkündü. Orada, o anda hepimiz doğa ile birlikte, dansçıların devinimleri ve soluklarıyla bir bütündük ve onların bize geçirdikleriyle gelecekte devam edeceğine inandığım uzun bir dansa katıldık.

[ Tijen Savaşkan ]